<!DOCTYPE article PUBLIC "-//NLM//DTD JATS (Z39.96) Journal Archiving and Interchange DTD v1.0 20120330//EN" "JATS-archivearticle1.dtd">
<article xmlns:xlink="http://www.w3.org/1999/xlink">
  <front>
    <journal-meta />
    <article-meta>
      <title-group>
        <article-title>E-Ticarette Aracı Hizmet Sağlayıcının İçerikten Sorumluluğu</article-title>
      </title-group>
      <contrib-group>
        <contrib contrib-type="author">
          <string-name>Hacer Ülkü Doğan Kaya</string-name>
          <email>hacerulkudogan@kilichukuk.org</email>
          <xref ref-type="aff" rid="aff0">0</xref>
        </contrib>
        <contrib contrib-type="author">
          <string-name>Gizem Turan</string-name>
          <email>gizemturan@kilichukuk.org</email>
          <xref ref-type="aff" rid="aff1">1</xref>
        </contrib>
        <aff id="aff0">
          <label>0</label>
          <institution>Kılıç Hukuk Bürosu, Eskişehir Yolu Mustafa Kemal Mahallesi</institution>
          ,
          <addr-line>2079 Sokak Via Green İş Merkezi No:2 B/11, Çankaya/ANKARA</addr-line>
        </aff>
        <aff id="aff1">
          <label>1</label>
          <institution>Kılıç Hukuk Bürosu, Eskişehir Yolu Mustafa Kemal Mahallesi</institution>
          ,
          <addr-line>2079 Sokak Via Green İş Merkezi No:2 B/11, Çankaya/ANKARA</addr-line>
        </aff>
      </contrib-group>
    </article-meta>
  </front>
  <body>
    <sec id="sec-1">
      <title>-</title>
      <p>GİRİŞ
İnternet ortamında, işletmeden tüketiciye (B2C) ticari
faaliyetlerin önemli bir kısmında, e-ticaret ilişkisinin
tarafları dışında, bu faaliyete aracılık eden üçüncü
kişilerin (aracı hizmet sağlayıcıların) rolü de
bulunmaktadır. 1 Mayıs 2015 tarihinde yürürlüğe giren E-Ticaret
Kanunu, aracı hizmet sağlayıcıların hizmet sundukları
elektronik ortamı kullanan gerçek ve tüzel kişiler
tarafından sağlanan içerikleri denetlemekle yükümlü
olmadıkları kuralını benimsemiştir.</p>
      <p>Bununla birlikte, bu hükmün, aracı hizmet
sağlayıcıların internet sitelerinde sunulan içerikler yönünden
Sınai Mülkiyet Kanunu uyarınca ortaya çıkabilecek
sorumlulukları bakımından anlamının ve bu kişilerin
İnternet Kanunu hükümleri uyarınca girdikleri
kategoriler gereği yer sağlayıcı olarak sorumluluklarının
sınırının tartışılması gerekmektedir.</p>
      <p>Bu bağlamda, bu çalışmanın temel amacı, Türk
hukukunda, E-Ticaret Kanunu’na göre ‘aracı hizmet
sağlayıcı’ olarak tanımlanan gerçek ve tüzel kişilerin
internet sitelerinde yayınlanan içerikler yönünden ortaya
çıkabilecek sorumluluklarının kapsamını ve bu
kişilerin sorumluluğuna başvurulabilmesi için aranan şartları
tartışmaktır.</p>
      <p>ELEKTRONİK TİCARET KANUNU’NUN KAPSAMI
E-Ticaret Kanunu’nun 1’inci maddesinin ikinci
fıkrasına göre, Kanunun kapsamı ‘ticari iletişimi, hizmet
sağlayıcı ve aracı hizmet sağlayıcıların
sorumluluklarını, elektronik iletişim araçlarıyla yapılan sözleşmeler
ile elektronik ticarete ilişkin bilgi verme
yükümlülüklerini ve uygulanacak yaptırımları’ içine alacak şekilde
belirlenmiştir. E-Ticaret Kanunu’nun 2’inci
maddesinin 1-(a) bendinde elektronik ticaretin “çevrim içi”
iktisadi ve ticari faaliyetleri ifade ettiği belirlenmiştir.
Bu bakımdan, Kanun yalnızca çevrimiçi (online)
ortamdaki faaliyetleri kapsamına almaktadır.</p>
      <p>ARACI HİZMET SAĞLAYICI TANIMI
E-Ticaret Kanunu’nda aracı hizmet sağlayıcı,
“Başkalarına ait iktisadi ve ticari faaliyetlerin yapılmasına
elektronik ticaret ortamını sağlayan gerçek ve tüzel
kişi” şeklinde tanımlanmıştır (m. 2/1-d). Alt komisyon
raporunda, aracı hizmet sağlayıcının sorumluluğuna
ilişkin düzenlemenin Kanuna eklenmesi konusundaki
açıklamalara bakıldığında; düzenlemenin esasen
internette gerçekleştirilen satışlarda, kurdukları
platformlarla alıcı ve satıcının bir araya gelmesine aracılık eden
kişilerin sorumluluklarını belirlemeyi amaçladığı
anlaşılmaktadır (TBMM, s. 21).</p>
      <p>ARACI HİZMET SAĞLAYICININ İNTERNET
SİTESİNDE TİCARİ FAALİYETE KONU EDİLEN MAL
VEYA HİZMETLERLE İLGİLİ SORUMLULUĞU
E-Ticaret Kanunu anlamında ‘aracı hizmet sağlayıcı’,
e-ticaret faaliyetlerine aracılık eden platformları
sağlayan gerçek ve tüzel kişileri ifade etmektedir. Bunlar,
İnternet Kanunu anlamında ‘yer sağlayıcı’ kategorisine
girmektedir. Bu kişilerin sağladıkları platformlar
üzerindeki e-ticaret faaliyetleri bakımından
sorumlulukları, Türk hukukunda, özellikle İnternet Kanunu, FSEK,
Sınai Mülkiyet Kanunu ve Kişisel Verilen Korunması
Kanunu yönleriyle gündeme gelebilecektir. Aşağıdaki
bölümde, aracı hizmet sağlayıcıların bu kanunlar
uyarınca yükümlülüklerine geçmeden önce, aracı hizmet
sağlayıcılarının sorumluluğu açısından AB ve
ABD’deki yasal durum, inceleme konusu edilecektir.
Avrupa Birliği ve Amerika’daki Mevzuat
2000/31/EC sayılı Avrupa Birliği E-Ticaret
Direktifi’nde, aracı hizmet sağlayıcıların sorumluğunun üç
başlık altında incelendiği görülmektedir (m. 12-14). Bu
kapsamda, erişim hizmetleri sağlayanlar (m. 12), veriyi
alıcıya ulaşması için geçici veya otomatik olarak
depolayan hizmet sağlayıcılar (ön bellekleme)1 (m. 13) ve
yer sağlayanlar (m. 14), E-Ticaret Direktifi’nde aracı
hizmet sağlayıcı kategorileri olarak belirlenmiştir.
Böylece AB Direktifindeki tanım, internet üzerinde
alıcı ve satıcı arasındaki faaliyetlerin gerçekleştirilmesi
amacıyla platform sağlayan gerçek ve tüzel kişilerin
yanı sıra, erişim sağlayıcıların ve internet sitesine
erişim için ilgili veriyi geçici ya da otomatik olarak
depolayanların sorumluluklarını da ele almaktadır.
Dikkat çekeceği gibi, AB’de ‘aracı hizmet sağlayıcısı’
olarak nitelendirilen kategori, E-Ticaret Kanunu’nda
yer verilenden daha geniştir. Bununla birlikte, bu
çalışmanın amacı bakımından, AB Direktifi’nde aracı
hizmet sağlayıcılardan, yalnızca, ‘yer sağlayıcıların
sorumluluklarına’ (hosting) ilişkin düzenlemeye
değinilecektir (bkz. ABAD 2011, pr. 104).</p>
      <p>AB Direktifi’ne göre, ‘aracı yer sağlayıcı’, ancak şu iki
şartın sağlanması durumunda, içerik yönünden
sorumsuzluğunu ileri sürebilecektir (m. 14):
1. Aracı ‘yer sağlayıcının’ hukuka aykırı
içerikten ‘fiilen’ (actual) bilgisi olmamalıdır ve
tazminat sorumluluğu bakımından, içeriğin
hukuka aykırılığının anlaşılabileceği olgu ya
da durumlardan habersiz olmalıdır;
2. Aracı ‘yer sağlayıcı’, ilgili bilgi ya da haberi
aldıktan sonra derhal hukuka aykırı içeriği
silmeli ya da ona erişimi engellemelidir.</p>
      <p>Burada, ilk şart bakımından önemli olan, aracı hizmet
sağlayıcı olarak faaliyet gösteren kişinin hukuka
aykırılığa ilişkin ‘fiili bilgi’sinin olup olmadığının ve
‘basi1 Bu kapsamda, özellikle ‘proxy sunucular’ bulunmaktadır
(DLA Piper, s. 7).
retli bir iş insanı’ olarak hukuka aykırılığın
anlaşılabileceği olgu veya durumdan habersiz olmasının olağan
karşılanıp karşılanamayacağının değerlendirmesidir
(ABAD 2011, pr. 118-124). Bu değerlendirme
neticesinde, yer sağlayıcının içerikten haberdar olduğu, ya da
olması gerektiği, sonucuna varılırsa, içerikten
sorumluluğu gündeme gelebilecektir (ABAD 2011, pr. 145,
DLA Piper, s. 18).</p>
      <p>AB’deki düzenleyici politika, öğretide ‘yatay
düzenleme yaklaşımı’ olarak adlandırılmaktadır
(Baistrocchi, s. 117). Bu yaklaşımda, aracı hizmet sağlayıcılarına
ilişkin bütün hukuk dallarına yönelik sorumluluğun tek
bir düzenlemeyle ele alındığı ifade edilmektedir. Buna
karşılık, ABD’deki düzenleyici yaklaşım ise; dikey
düzenleyici yaklaşım olarak değerlendirilmektedir.
Burada, aracı hizmet sağlayıcılarının sorumluluğu
İletişimde Edep Yasası, Dijital Milenyum Telif Yasası ve
1996 Telekomünikasyon Yasası gibi ayrı kanunlarda
düzenlenmiştir (Baistrocchi, s. 117). Konunun
sınırlanması bakımından, burada, AB Direktifi’yle benzer
düzenlemeler içeren ve sıkça uygulama alanı bulan
Dijital Milenyum Telif Yasası’nda aracı hizmet
sağlayıcının sorumluluğu ele alınacaktır.</p>
      <p>Dijital Milenyum Telif Yasası, internet ortamındaki
telif hakkı ihlalleri bakımından aracı hizmet
sağlayıcının sorumluluğunun şartlarını AB Direktifiyle paralel
şekilde düzenlemiştir. Fakat, Direktif’te belirlenen
şartlara ek olarak Yasa’da aracının içeriği kontrol etme
hak ve yetkisi var olduğu durumda hukuka aykırı
içerikten maddi bir menfaat elde etmiyor olması ve
Yasa’da belirlenen usule göre yapılan bildirim üzerine
ilgili içeriği derhal kaldırması ya da içeriğe erişimi
engellemesi şartları belirlenmiştir (Section 512(c)).
Dijital Milenyum Telif Yasası’ndaki bu düzenlemede,
AB Direktifi’nden farklı olarak, özel bir bildirim
prosedürü (‘notice and take down procedure’) ve bir itiraz
prosedürü (‘put back procedure’) öngörmüştür. Buna
göre, aracı, telif hakkının ihlal edildiğini öne süren kişi
tarafından kendisine gönderilen bildirim üzerine derhal
içeriği kaldırmakla ya da ona erişimi engellemekle
yükümlüdür (DLA Piper, s. 29; Section 512(c)). Buna
karşı, içerik sağlayanın usulüne uygun bir karşı-ihtar
göndermesi durumunda, aracı bu karşı-ihtarı ihlal iddia
eden tarafa gönderecek ve en az on en fazla on dört
gün bekleyerek; ihlali iddia edenin ihlal iddiasına
ilişkin diğer tarafa dava açtığını ortaya koymaması
halinde içeriği eski haline getirecektir (Section 512 (g);
DLA Piper, s. 29).</p>
      <p>Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun E. 2013/11-1138
K. 2014/16 sayılı Kararı
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun Elektronik Ticaret
Kanunu’nun yürürlüğe girmesinden önce verdiği E.
2013/11-1138 K. 2014/16 sayılı kararı, ‘aracı hizmet
sağlayıcıların’ sundukları platformlarda
gerçekleştirilen e-ticaret faaliyetlerinden sorumluluğuna ilişkin
öğretici bir örnek teşkil etmektedir. Aşağıda anılan
Hukuk Genel Kurulu kararına konu olan yargılama
süreci, kronolojik bir şekilde aktarılmıştır.</p>
      <p>Olayda, davacı, tescilli ve tanınmış markasıyla aynı
ibareleri taşıyan taklit ürünlerin aracı hizmet
sağlayıcıya ait internet sitesi üzerinden satışa sunulduğu
iddiasıyla, aracı hizmet sağlayıcı şirkete dava yöneltmiştir.
Davalı şirket, sahip oldukları portalın tamamen
kullanıcılar arasındaki iletişimi sağlama ve ödemelerin
güvenli bir şekilde yapılmasına aracılık etme amacını
taşıdığını ve hiçbir ürünün satış, pazarlama, reklam ve
dağıtımını amaçlamadığını vurgulayarak; olayda
hukuki sorumluluğun elektronik ticaret ilişkisinin
taraflarında olduğunu savunmuştur.
İlk derece mahkemesi, davalının yürüttüğü hizmet
gereği internet sitesinde satışa sunulan ürünlerin taklit
olup olmadığını bilebilecek durumda olmadığını
değerlendirmiş, ancak talep halinde koşulları varsa
erişimi engelleme yetkisi olduğunu belirtmiştir. Bu
bakımdan, Mahkeme, Türk hukukunda, bu hususta kanuni bir
boşluğun bulunduğunu değerlendirmiş ve AB
ETicaret Direktifi’ndeki düzenlemeleri gözeterek ihtar
olmaksızın davalının ilgili internet sitesindeki içerikten
sorumlu tutulamayacağını belirlemiştir.</p>
      <p>Yargıtay, ilk derece mahkemesinin bu kararını,
davalının internet sitesindeki yayınları dava tarihinde
yürürlükte olan 556 sayılı Marka KHK m. 61/e bendi hükmü
anlamında, (a) ilâ (c) bendinde sayılan marka tecavüzü
fiillerine ‘iştirak veya yardım veya bunları teşvik
etmek’ ya da ‘kolaylaştırmak’ olarak değerlendirerek;
davada, davalının da anılan düzenleme gereğince
mütevaciz olarak kabul edilmesi gerektiği şeklinde
bozmuş ve ilk derece mahkemesinin davalının
sorumluluğunu bu yönüyle incelemesi gerektiğini belirtmiştir
(Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 20.1.2012 tarih ve E.
2011/15509 K. 2012/540 sayılı kararı).</p>
      <p>Mahkeme, bozma üzerine; AB E-Ticaret Direktifi ve
ABD Dijital Milenyum Telif Yasası’ndaki
düzenlemeleri de dikkate alarak, FSEK’in Ek 4’üncü maddede
yer alan telif haklarına ilişkin düzenlemeyi kıyasen
uygulamış; ayrıca yargılama devam ederken yürürlüğe
giren İnternet Kanunu’nda yer alan düzenlemeleri de
dikkate almış ve yeni gerekçeyle, davalının ihtar ya da
erişimin engellenmesi talebi olmaksızın internet
sitesindeki içerikten sorumlu tutulamayacağı yönünde
hüküm kurmuştur.
İlk derece mahkemesinin farklı gerekçeyle verdiği bu
hüküm de temyiz edilmiştir. Temyiz üzerine, Yargıtay
11. Hukuk Dairesi, 20.1.2012 tarih ve E. 2011/15509
K. 2012/540 sayılı kararıyla, davalının internet
sitesinde marka hakkını ihlal eder nitelikte içerik
yayınlamasının 556 sayılı Marka KHK m. 61/e bendi hükmü
anlamında tecavüz sayılması gerektiği sonucuna
varmıştır. Buna göre, kararda, davacının, davalının
kusurlu olması şartını gerektirmeyen, tecavüzün
durdurulması, önlenmesi ve tecavüzün sonuçlarının ortadan
kaldırılması talepleri bakımından eda hükmü
oluşturulması gerektiği değerlendirilmiştir. Ancak aynı
kararda, Yargıtay, davalının tazminattan sorumlu
tutulabilmesi için kusur şartının aranması gerektiği;
davalının ihlalden haberdar olmaması gözetilerek, davalıya
ihtar çekilip çekilmediğinin bu yönüyle davalının
kusurunu ispat için göz önünde bulundurulması
gerektiğini değerlendirerek kararı bozmuştur.</p>
      <p>Mahkemenin önceki kararında direnmesi üzerine; konu
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun önüne gelmiştir.
Hukuk Genel Kurulu da davalının internet sitesinde
söz konusu içeriğe yer vermesini 556 sayılı Marka
KHK’nın 61/e bendi hükmü çerçevesinde marka
tecavüzü olarak değerlendirmiştir. Kararda, ayrıca, bu
fiillerin 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 50’nci maddesine
(6098 Sayılı TBK m. 61) göre de müteselsil
sorumluluk kapsamında olduğu belirtilmiştir. Dahası, Hukuk
Genel Kurulu kararı, Özel Dairenin verdiği kararın
gerekçesinden de davalının kendisine karşı dava
açılmasıyla birlikte söz konusu içeriğin hukuka
aykırılığından haberdar olduğu ve dava tarihinden sonra bu
içeriği internet sitesinden kaldırmamakta kusurlu
davrandığı gerekçesiyle ayrılmıştır.</p>
      <p>Sonuç olarak, kısaca özetlenecek olursa; Yargıtay
Hukuk Genel Kurulu, dava açıldığı tarihte yürürlükte olan
556 sayılı Marka KHK m. 61/e bendi hükmünde
sayılan fiillerin tecavüz teşkil etmesi için kusurun şart
olmadığını gözeterek; aracı hizmet sağlayıcının internet
sitesinde üçüncü kişilerin marka hakkını ihlal eden
içeriği yayınlamasını tecavüz fiili olarak
değerlendirmiştir. Zira anılan hüküm bakımından, aracı hizmet
sağlayıcının içerikten haberdar olup olmadığının bir
önemi yoktur. Bu sebeple, tecavüzün varlığı halinde
Marka KHK’ya göre kusur şartı aranmaksızın
açılabilecek dava türleri bakımından (tecavüzün
durdurulması, önlenmesi ve tecavüzün sonuçlarının ortadan
kaldırılması davaları), aracı hizmet sağlayıcının sorumlu
olduğuna hükmedilmiştir. Ancak, marka tecavüzüne
dayalı tazminat davaları yönünden kusur şartı
olduğundan; ihtarı, aracı hizmet sağlayıcının kusurunun ne
zaman gündeme geldiğini değerlendirirken dikkate
almıştır. Burada da, dava açılmasının ihtar yerine
geçtiğini göz önünde bulundurarak; aracı hizmet
sağlayıcının dava açıldığı tarihten sonra, ihlalden haberdar
olduğu için tazminat bakımından da sorumluluğu
olduğu sonucuna varmıştır.</p>
      <p>Elektronik Ticaret Kanunu m. 9 Düzenlemesinin
Anlamı
E-Ticaret Kanunu m. 9/1 şöyle demektedir: “Aracı
hizmet sağlayıcılar, hizmet sundukları elektronik
ortamı kullanan gerçek ve tüzel kişiler tarafından sağlanan
içerikleri kontrol etmek, bu içerik ve içeriğe konu mal
veya hizmetle ilgili hukuka aykırı bir faaliyetin ya da
durumun söz konusu olup olmadığını araştırmakla
yükümlü değildir.”
Bu bakımdan, madde hükmünden ve Komisyon
Raporu’ndaki açıklamalardan2 anlaşıldığı üzere, Elektronik
Ticaret Kanunu m. 9, E-Ticaret Direktifi ve Dijital
2 Komisyon Raporu’nda, aracı hizmet sağlayıcıların sağladığı
platformlarda üçüncü kişilerin haklarına yönelik ihlallerin
söz konusu olması durumuyla ilgili “…bu durumlarda
haklarının ihlâl edildiğini iddia eden kişilerin meri mevzuat
hükümlerine göre hareket edebilecekleri gerçeği de göz
önüne alınarak aracı hizmet sağlayıcıların, içerikten doğrudan
sorumlu tutulmaması ve uygulamada tereddütlerin
yaşanmaması için…” ilgili düzenlemenin getirildiği belirtilmiştir.
Milenyum Telif Yasası’ndan farklı olarak, aracı hizmet
sağlayıcıların internet sitelerindeki içerikten sorumlu
olmalarının şartlarını düzenlememektedir. (TBMM, s.
25) Hüküm yalnızca, aracı hizmet sağlayıcıların,
internet sitelerinde yer alan içeriği denetlemekle doğrudan
yükümlü olmadıklarını ele almaktadır. Bu bakımdan,
aracı hizmet sağlayıcıların internet sitelerindeki
içerikten sorumluluğu, ilgili hukuk alanında somut olaya
uygulanacak hükümler dikkate alınarak tespit edilmeye
devam edilecektir. Bu nedenle, aşağıdaki bölümlerde,
aracı hizmet sağlayıcıların yürürlükteki ilgili mevzuat
hükümleri uyarınca sorumlulukları inceleme konusu
yapılacaktır.</p>
      <p>Yer Sağlayıcının Sorumluluğuna İlişkin İnternet
Kanunu Düzenlemeleri
İnternet Kanunu m. 2/m’ye göre; yer sağlayıcı, “hizmet
ve içerikleri barındıran sistemleri sağlayan veya
işleten gerçek veya tüzel kişileri” ifade etmektedir.
ETicaret Kanununa göre, ‘aracı hizmet sağlayıcısı’
olarak tanımlanan kişiler, üçüncü kişilerce yürütülen ticari
faaliyetler için sunulan içerikleri barındıran
platformları hazırladıklarından; İnternet Kanunu kapsamında, yer
sağlayıcı olarak değerlendirilmeleri mümkündür. (bkz.
ABAD 2011, pr. 104)
İnternet Kanunu m. 5/1’de, E-Ticaret Kanunu m.
9’daki hükme paralel şekilde, “Yer sağlayıcı, yer
sağladığı içeriği kontrol etmek veya hukuka aykırı bir
faaliyetin söz konusu olup olmadığını araştırmakla
yükümlü değildir” düzenlemesi benimsenmiştir.
Bununla birlikte, Kanun m. 5/2’ye göre, yer sağlayıcılar,
8 ve 9. maddelere göre haberdar edilmeleri üzerine
hukuka aykırı içeriği yayından çıkarmakla yükümlü
hale gelirler. (Ayrıca bkz. FSEK Ek m. 4)
FSEK ve Sınai Mülkiyet Kanunu Düzenlemeleri
FSEK kapsamında, telif haklarını ihlal eder nitelikteki
ürünlerin aracı hizmet sağlayıcıların internet
sitelerinde satışa sunulmasının FSEK m. 23’te eser sahibinin
mali hakları arasında düzenlenen ‘yayma hakkı’nın
ihlali olarak değerlendirilip değerlendirilmeyeceği
tartışma konusu yapılabilir. FSEK m. 23’e göre, “Bir
eserin aslını veya çoğaltılmış nüshalarını, kiralamak,
ödünç vermek, satışa çıkarmak veya diğer yollarla
dağıtmak hakkı münhasıran eser sahibine aittir.” Bu
hakkın ihlali halinde, eser sahibi tecavüzün men’i (m.
69) veya ref’i (m. 66) ve tazminat davası (m. 70) açma
hakkı bulunmaktadır.</p>
      <p>Bu davalardan, tecavüzün ref’i (durdurulması) ve
men’i (önlenmesi) davaları için kusurun varlığı şart
değildir (m. 66/3, m. 69/2). Bu yönüyle, Yargıtay
Hukuk Genel Kurulu’nun E. 2013/11-1138 K. 2014/16
sayılı Kararı’nda da belirtildiği üzere; eser sahibinin
mali haklarını ihlal eder nitelikte bir ürünün aracı
hizmet sağlayıcı vasıtasıyla satışa sunulması halinde,
tecavüzün ref’i (durdurulması) ve men’i (önlenmesi)
davaları açısından aracı hizmet sağlayıcıya husumet
yönlendirilmesi gündeme gelebilir. Nitekim anılan
kararda, Hukuk Genel Kurulu, bu davalar yönünden de
tecavüzün durdurulması veya önlenmesi bakımından,
aracı hizmet sağlayıcıya husumet yönlendirilmesinde
hukuki yarar bulunduğunu kabul etmiştir.</p>
      <p>Eser sahibinin yayma hakkının ihlal edildiğinden
bahisle tazminat sorumluluğu doğabilmesi için ise aracı
hizmet sağlayıcının kusurunun ispatlanması
gerekmektedir. Bu yönüyle, E-Ticaret Kanunu m. 9/1’in aracı
hizmet sağlayıcının sorumluluğu yönünden bir karine
öngördüğü tespit edilebilir; buna göre aracı hizmet
sağlayıcılarının internet sitesinde kullanıcıların
sunduğu içeriklerin hukuka aykırılığını denetleme
yükümlülüğü yoktur. O halde, bu kişilerin tazminat
yükümlülüğü, ancak telif haklarına aykırılık teşkil eden içerikten
haberdar edilmeleri, yani E-Ticaret Kanunu m.
9/1’deki karinenin aksinin ispatlanması, halinde söz
konusu olmalıdır.
6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu m. 29’da marka
hakkına tecavüz sayılan fiilleri ve m. 141’de patent
veya faydalı model haklarına tecavüz sayılan fiilleri
belirlemiştir. Bu hükümlere göre, marka, patent veya
faydalı model haklarına tecavüz eden ürünleri, bu
tecavüzü bildiği veya bilmesi gerektiği hâlde “satmak,
dağıtmak, başka bir şekilde ticaret alanına çıkarmak,
ithal işlemine tabi tutmak, ihraç etmek, ticari amaçla
elde bulundurmak veya bu ürüne dair sözleşme
yapmak için öneride bulunmak” da tecavüz olarak kabul
edilmiştir (m. 29/1-c, m. 141/1-b, c). Aracı hizmet
sağlayıcının bu anlamda sorumluluğuna gidilmesi için;
Kanun hükmü gereği ürünün üçüncü kişilerin sınai
haklarını ihlal ettiğini “bildiği veya bilmesi
gerektiğinin” ortaya konulması gerekmektedir. E-Ticaret
Kanunu m. 9/1’in aracı hizmet sağlayıcının sorumluluğu
yönünden öngördüğü karine, bu açıdan aracı hizmet
sağlayıcılarının sorumluluğuna gidilmesinin de önüne
geçmektedir. Aracı hizmet sağlayıcılarına bu hükümler
kapsamında (m. 29/1-c, m. 141/1-b, c) sorumluluk
yüklenebilmesi için; E-Ticaret Kanunu m. 9/1’de
öngörülen karinenin aksinin ispatlanması, yani aracı
hizmet sağlayıcının durumdan haberdar edilmesi,
gerekmektedir.</p>
      <p>Kanunun 149’uncu maddesine göre, sınai mülkiyet
hakkı tecavüze uğrayan hak sahibi, tespit, önleme,
durdurma, tecavüzün kaldırılması ile tazminat, el
koyma ve el koyulan ürün üzerinde mülkiyet hakkı
tanınması davaları açabilecektir. Sınai Mülkiyet
Kanunu’nun m. 29/1-c ile m. 141/1-b ve c hükümlerine
göre, aracı hizmet sağlayıcının fiilinin tecavüz
oluşturabilmesi için kusur zorunlu olduğundan (zira, hükümde
‘bildiği veya bilmesi gerektiği’ denilmektedir); bu
davaların tamamında aracı hizmet sağlayıcıya husumet
yöneltilebilmesi için onun ihlalden haberdar edilmesi
gerektiği genel olarak değerlendirilebilir.</p>
      <p>Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun E. 2013/11-1138
K. 2014/16 sayılı Kararı’nda dava tarihinde yürürlükte
olan Mülga 556 sayılı Marka KHK’nın 61/e hükmüne
dayanıldığı düşünülecek olursa; aracı hizmet
sağlayıcıya karşı artık bu hükme dayanılarak, dava
yöneltilemeyeceği açıktır.</p>
      <p>SONUÇ
Sonuç olarak; Türk hukukunda aracı hizmet
sağlayıcıların internet sitelerindeki içerikten hukuken sorumlu
tutulması için gerekli şartları ele alan yeknesak bir
düzenleme bulunmamaktadır. Bunun yerine, aracı
hizmet sağlayıcının internet sitesinde yer alan içerikten
sorumluluğunun koşullarını belirlemek için, E-Ticaret
Kanunu, İnternet Kanunu, Sınai Mülkiyet Kanunu ve
FSEK hükümlerini birlikte ele almak gerekmektedir.
Bu yönüyle; telif haklarını ihlal eden ürünlerin aracı
hizmet sağlayıcılara ait platformlarda satışa sunulması
halinde, FSEK m. 23 ile m. 66 vd. hükümleri bir arada
değerlendirilecek olursa, yayma hakkına ilişkin
tecavüzün men’i (önlenmesi) ve ref’i (durdurulması)
davaları açısından kusur şartı aranmadığından Yargıtay
Hukuk Genel Kurulunun E. 2013/11-1138 K. 2014/16
sayılı kararı uyarınca aracı hizmet sağlayıcıya husumet
yöneltilmesi mümkün görünmektedir. Ancak tazminat
istemi bakımından ise, E-Ticaret Kanunu’nda
öngörülen hüküm, aracı hizmet sağlayıcının internet sitesinde
yayınlanan içerikten doğrudan sorumlu tutulmasının
önüne geçmektedir (m. 9/1). Bu yönüyle, tazminat
davalarında, E-Ticaret Kanunu m. 9/1 hüküm dikkate
alınarak, aracı hizmet sağlayıcının durumdan haberdar
edilmesi (ihtar çekilmesi), buna karşın içeriğin
kaldırılmaması halinde FSEK’e dayanarak tazminat davası
açılabileceği değerlendirilebilir.</p>
      <p>Sınai haklar yönünden ise, aracı hizmet sağlayıcılar
vasıtasıyla gerçekleştirilen satışlarda Sınai Mülkiyet
Kanunu m. 29/1-c, m. 141/1-b, c hükümlerinin
uygulanması gerekeceğinden ve bu hükümlerde belirtilen
fiillerin tecavüz sayılması için kusur şartı
arandığından; aracı hizmet sağlayıcının bu hükümler uyarınca
sorumluluğuna, kural olarak, gidilememesi gerekir.
Ancak E-Ticaret Kanunu m. 9/1’de öngörülen hüküm
gereği aracı hizmet sağlayıcının doğrudan
sorumluluğuna gidilemeyeceğinden; aracı hizmet sağlayıcıya
ihtarda bulunulduktan sonra, Sınai Mülkiyet
Kanunu’nun bu hükümleri uyarınca tecavüz sayılabilecek
bir durumdan söz edilebilir. Bu durumda, ihtardan
sonra kusurlu hale gelecek olan aracı hizmet sağlayıcıya
karşı Sınai Mülkiyet Kanunu m. 149’da sayılan davalar
yöneltilebilecektir.</p>
      <p>Bunun dışında, aracı hizmet sağlayıcılar aynı zamanda
İnternet Kanunu anlamında ‘yer sağlayıcı’ kategorisine
girdiklerinden; kendilerine hukuka aykırı içeriklere
ilişkin olarak yapılan bildirimler üzerine içeriği
yayından çıkarmakla yükümlü hale gelirler.</p>
      <p>Dolayısıyla sonuç olarak, E-Ticaret Kanunu m. 9/1’de
öngörülen düzenlemenin, aracı hizmet sağlayıcıların
kusur gerektiren tecavüz fiilleri ve dava türleri
bakımından doğrudan sorumlu tutulmasının önüne geçtiği;
aracı hizmet sağlayıcıların internet sitelerinde
yayınlanan içeriklerden sorumluluklarının somut
uyuşmazlığın koşulları dikkate alınarak yürürlükteki mevzuatın
ilgili ihlal türlerine ilişkin hükümlerine göre
belirlenmesi gerektiği değerlendirilebilir.
ÖZGEÇMİŞLER</p>
      <p>Gizem Turan
Başkent Üniversitesi Hukuk
Fakültesi’nden 2009 yılında mezun
olan Turan, mezuniyetinden sonra
İnşaat Sözleşmeleri Hukuku,
Borçlar ve Ticaret Hukuku
alanlarında eğitim almıştır. Yazar,
mezuniyetinden bu yana,
halihazırda Kılıç Hukuk
Bürosunda olmak üzere, yerli ve yabancı şirketlere
dava ve danışmanlık hizmetleri vermektedir.</p>
    </sec>
  </body>
  <back>
    <ref-list>
      <ref id="ref1">
        <mixed-citation>
          <article-title>KAYNAKÇA [1] TBMM, “Elektronik Ticaretin Düzenlenmesi Hakkında Kanun Tasarısı ile Avrupa Birliği Uyum Komisyonu</article-title>
          , Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu ile Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar,
          <source>Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporları” (</source>
          <volume>1</volume>
          /488),
          <source>Yasama Dönemi: 24 Yasama Yılı: 2</source>
          ,
          <string-name>
            <given-names>Sıra</given-names>
            <surname>Sayısı</surname>
          </string-name>
          :
          <volume>240</volume>
          , https://www.tbmm.gov.
          <source>tr/sirasayi/donem24/yil01/ss240.pdf internet sitesinden 05.10</source>
          .
          <article-title>2017 tarihinde erişilmiştir</article-title>
          . [2]
          <string-name>
            <given-names>DLA</given-names>
            <surname>Piper</surname>
          </string-name>
          ,
          <article-title>“6. Liability of online intermediaries”, EU Study on the Legal Analysis of a Single Market for the Information Society: New Rules for a new age?</article-title>
          , http://ec.europa.eu/information_society/newsroom/cf/d ocument.
          <source>cfm?doc_id=835 internet sitesinden 05.10</source>
          .
          <article-title>2017 tarihinde erişilmiştir</article-title>
          . [3]
          <string-name>
            <given-names>Avrupa</given-names>
            <surname>Birliği Adalet Divanı Büyük Daire (ABAD)</surname>
          </string-name>
          , C‑
          <volume>324</volume>
          /09 sayılı ve 12/07/2011 tarihli L'
          <article-title>oreal v</article-title>
          .
          <source>eBay kararı (ABAD</source>
          <year>2011</year>
          ). [4]
          <string-name>
            <surname>Baistrocchi</surname>
          </string-name>
          , Pablo, “
          <article-title>Liability of Intermediary Service Providers in the EU Directive on Electronic Commerce”</article-title>
          ,
          <source>Santa Clara High Technology Law Journal</source>
          ,
          <volume>19</volume>
          (
          <issue>1</issue>
          ),
          <source>Ocak</source>
          <year>2003</year>
          , http://digitalcommons.law.scu.edu/cgi/viewcontent.cgi ?article=1315&amp;
          <article-title>context=chtlj adresinden erişilmiştir</article-title>
          . [5]
          <string-name>
            <surname>Kılıçoğlu</surname>
          </string-name>
          , Ahmet, “
          <article-title>Fikri Hakların İhlalinde Hukuksal Koruma Yolları (Sınai Haklarla Karşılaştırmalı Olarak)”</article-title>
          , TBB Dergisi,
          <source>Sayı</source>
          <volume>54</volume>
          ,
          <year>2004</year>
          , ss.
          <fpage>51</fpage>
          -
          <lpage>104</lpage>
          . [6]
          <string-name>
            <surname>Semiz</surname>
          </string-name>
          , Özgür, “
          <article-title>Elektronik Ticarette Fikri Hak İhlalleri ve Aracı Online Alış Veriş Sitelerinin Sorumluluklarının Sınırı Sorunu”, Legal Fikri ve Sınai Haklar Dergisi</article-title>
          ,
          <source>Yıl: 7 Sayı: 26</source>
          ,
          <year>2011</year>
          , ss.
          <fpage>269</fpage>
          -
          <lpage>280</lpage>
          .
        </mixed-citation>
      </ref>
    </ref-list>
  </back>
</article>